3 PARA AVCISI
Telefon faturası geldiğinde sistem tıkır tıkır çalışıyor.
Paketiniz bittiğinde mesaj anında geliyor. İnternetiniz azaldığında ek paket önerisi saniyeler içinde telefonunuza düşüyor. Taahhüdünüz biterken aramalar başlıyor.
Daha fazla internet, daha fazla dakika, daha yüksek hız…
Türk Telekom, Turkcell ve Vodafone.
Türkiye’nin üç büyük operatörü.
Peki deprem olduğunda?
İşte orada işler değişiyor.
Bu sorunu ilk kez yaşamıyoruz
Türkiye bunu ilk kez yaşamıyor.
2019’daki İstanbul depreminden sonra iletişimde ciddi sorunlar yaşandı. BTK daha sonra üç operatöre toplam 19,6 milyon lira idari para cezası uyguladı.
Sonra 6 Şubat 2023 geldi.
Türkiye tarihinin en büyük afetlerinden birinde telefonla yakınlarına ulaşmaya çalışan insanlar iletişim sorunlarıyla karşılaştı.
Baz istasyonlarının bir bölümü yıkıldı, elektrik ve yakıt sorunları yaşandı, şebekeler devre dışı kaldı. Operatör temsilcileri daha sonra TBMM’de bu sorunları kendileri de anlattı.
Turkcell temsilcisinin verdiği bilgiye göre deprem bölgesindeki yaklaşık 3 bin 200 baz istasyonunun 1.600’ü ilk gün içerisinde bir şekilde kesintiye uğramıştı.
Vodafone tarafı da elektrik, lojistik ve yakıt problemlerine dikkat çekmişti.
23 Nisan’da yine aynı tablo
Aradan zaman geçti.
23 Nisan 2025’te İstanbul’da 6,2 büyüklüğünde deprem meydana geldi.
Ve yine telefonlara sarıldık.
“İyi misin?”
“Neredesin?”
“Eve dönebildin mi?”
Belki insanın hayatında yapabileceği en önemli telefon görüşmelerinden biri.
Fakat yine herkes istediği anda arama yapamadı.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun ertesi gün yaptığı açıklamaya göre sesli arama talebi normal kapasitenin 7 ila 10 katına çıktı.
Mevcut aramaların yüzde 75’i karşılanırken yüzde 25’i karşılanamadı. Bakanlık, internet tabanlı uygulamalar ile SMS kullanımını tavsiye etti.
Tam da burada benim anlamadığım bir şey var:
Biz bu şirketlere neden para ödüyoruz?
Deprem bu ülkenin gerçeği
Elbette bir depremde milyonlarca insanın aynı anda telefonuna sarılması olağanüstü bir yük oluşturur.
Baz istasyonu yıkılabilir, elektrik kesilebilir, kapasite aşılabilir. Bunları yok sayamayız.
Ama Türkiye de depremin olağanüstü bir ihtimal olduğu bir ülke değil.
Deprem bu ülkenin gerçeği.
Dolayısıyla afet anındaki yoğunluk da artık öngörülemeyen bir durum sayılamaz.
Her ay faturalarımızı ödüyoruz. Paket fiyatları değişiyor, yeni tarifeler geliyor, 5G konuşuyoruz, daha yüksek hızlar ve yeni teknolojiler pazarlanıyor.
Bunların hepsi güzel.
Ama benim için bir iletişim şirketinin gerçek sınavı hız testindeki rakam değildir.
Gerçek sınav, milyonlarca insanın aynı anda “İyi misin?” demeye çalıştığı o birkaç dakikadır.
Ücretsiz paket yetiyor mu?
Depremden sonra ücretsiz internet, dakika ve SMS dağıtılması da elbette olumlu.
Örneğin 2025 İstanbul depreminden sonra üç operatör de abonelerine ücretsiz iletişim paketleri tanımladı.
Fakat insanın aklına şu soru geliyor:
Kullanamadığım dakikanın ücretsiz olmasının bana ne faydası var?
Ben operatörümden depremden sonra birkaç gigabayt hediye istemiyorum.
Ben o birkaç dakika boyunca telefonumun çalışmasını istiyorum.
Çünkü normal bir günde telefonun çekmemesi can sıkıcıdır.
Afet anında ise iletişim lüks değildir.
Hayat kurtarabilir.
Operatörlerin yarışması gereken alan
Türk Telekom, Turkcell ve Vodafone’un artık yarışması gereken alan yalnızca kimin daha fazla internet verdiği, kimin reklamının daha güzel olduğu veya kimin daha yüksek hız sunduğu olmamalı.
“Afet olduğunda hangimiz ayakta kalacağız?” sorusunda da yarışmalılar.
Yedek enerji sistemleri, taşınabilir baz istasyonları, afet kapasitesi, alternatif iletişim altyapıları…
Bunlara yapılan yatırımın reklamını görmek isterim.
Çünkü Türkiye’de yaşayan bir vatandaş olarak telefonumun en çok çalışmasına ihtiyaç duyacağım an, muhtemelen şebekenin de en yoğun olduğu an olacak.
Ben de üç operatöre hatırlatayım
Faturayı bir gün geciktirince sistem beni hemen hatırlıyor.
Ben de üç operatöre küçük bir hatırlatma yapayım:
Biz size sadece internet paketleri için değil, ihtiyaç duyduğumuzda iletişim kurabilmek için para ödüyoruz.
Bir sonraki depremde ekranda kaç çubuk 5G yazdığı değil, aradığımız insanın sesini duyup duyamadığımız önemli olacak.
Ve o gün geldiğinde kimsenin “yoğunluk vardı” açıklamasını duymak istemediğini düşünüyorum.
Çünkü yıllardır aynı sorunu konuşuyorsak artık mesele yalnızca yoğunluk değildir.
Mesele, o yoğunluğa ne kadar hazır olduğumuzdur.
